Showing posts with label sanat. Show all posts
Showing posts with label sanat. Show all posts

Wednesday, 12 December 2012

Günün modu; biraz sanat biraz tembellik olabilir mi?

Bir şeye nasıl başlarsak öyle gidermiş önermesi üzerine düşünüyorum bugün. Gerçekten öyle mi? Mesela yeni yıla öpüşerek giren sevgililer o yıl hep aşık mı kalıyor? Partilerde dağıtanlar tüm yıl eğleniyor mu, ya da uyuyanlar bir sene heeep uyuyarak mı geçiriyor?
 
Sabah ilk iş, internete giriyorum. Rüyamda ne gördüğümü hatırlıyorsam gördüklerimin anlamına, hatırlamıyorsam sırasıyla maillerime, facebook ve twittera bakıyorum. Haftanın ortasına gelmişiz, bir yerlerde bir sanat aktiviteleri son buluyor, yine bir şeyleri kaçırmışız. Trafikte taaa oraya gidilir mi diyorum, halbuki bir metro bir füniküler uzaklığında...
 
Neyse diyorum, mod tembellik modu. Ama tembellik geçici, güzel birşeyler görme isteği kalıcı. Günün ilk kahvesini -mümkünse ev yapımı bol köpüklü bir Türk kahvesi- yudumlamadan önce biraz hayal, biraz estetik, güzellik, sanat... Kesin bugün Jüpiter ve Venüs triplere girmiş... Bilenler bilir, Jüpiter bir yayvanlık verir insana, ama yine de ben onu hep şans gezegeni olarak anarım, Venüs ise güzellikler kraliçesi... Kuğu gibi kadınlar, romantik adamlar, ince bir ruh falaaan, filan. Neyse.
 
Bugün olmak istediğim kadın bu.

 

Tuesday, 11 May 2010

İlham depolamaya devam...

Rengarenk başlayıp aynı renklilikte devam eden günümden birkaç kare daha paylaşmak isterim... Aşağıdaki resim geçen yazımda bahsettiğim hamsilerin bulunduğu koleksiyondan bir parça.. Hatta son parça, hala şövalede taze taze boyaların kurumasını bekliyor. Burada palete de dikkat ederseniz, bir gök kuşağı göreceksiniz...
Atölyenin insanın içine işleyen atmosferi...
Yine koleksiyondan birkaç parça...
Atölyenin bahçesinin iç duvarı, burası aynı zamanda Osmanlı döneminden kalma bir hamam.
Hamsilerden farklı bir kesit... Kartpostalda.
Bu da benim çalışma masam... Suluboyalarım, eskiz defterim ve diğer dağınıklıklarım...
Çok seviyorum bu resim olayını... Ama resim yapmak rahatlatır vesaire diye ahkam kesemeyeceğim. İnsanın beklentisine göre resim yapmak da bazen gerilimli bir aksiyon olabiliyor. Özellikle de yüzlerce muhteşem tablonun arasında hala cinalivari resimler yapıyorsanız ve karşılaştırma gafletindeyseniz..

Atölyeyi Sultanahmet tarafına yolunuz düşerse gidin görün derim. İlhami Atalay'dan da hep kulağıma küpe olan bir şey paylaşmak isterim...

"Resim de hayat gibidir, estetik birşeyler yapmak istiyorsan çizdiğin şeyler sadece yuvarlak da olsa farklı boyutlarda, farklı renklerde olmalı... Nasıl her gününü aynı yaşarsan hayatın monotonlaşır ve sıkılırsın, resimde de aynen böyle."

Hayatta hep renkli, ritmik, harmonik ve monotonluktan uzak durabilsek keşke... Aynen  Ressam İlhami Atalay'ın tuvallerindeki gibi...
DDBJ83X6DE7Y

Monday, 10 May 2010

Uyyy hamsii, ne oldi saa boyle!

Haftasonu resim hocam İlhami Atalay'ın atölyesine gittim. Uzun bir aradan sonra tükenen ilham depolarımı yeniden şarj etmek, yeni suluboya denemeleri yapmak ve hocamı görmek için... İnsanın bir kere tanıyınca hayatında hakikaten yer eden, vizyonunu değiştiren, hassas ve inanılmaz yaratıcı bir insandır İlhami Atalay... Doğaldır bir kere, ama her zaman ulaşılabilir değildir. Onu yıllardır tanıyan insanların bile tam olarak tanıyabildiklerinden inanın emin olamıyorum... Bana insanın derin bir varlık olduğu hatırlattığı için minnettarım kendisine...

Neyse, gittiğimde galeride kendisi yoktu. Fakat bir sergi için hazırladığı yeni koleksiyonu galerideydi, tek kelimeyle bü-yü-len-dim! Ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız...

Koleksiyonun ilk parçalarından birinin kübist ve dinamist bir noktadan çıktığını biliyordum. Hatta kolaj olarak yapılan eskizinde bol bol futbolcu gördüğümü çok net hatırlıyorum. Sonradan bu futbolcular renkli camlardan yansıyan birer pırıltıya dönüştüler o ayrı.

Haftasonu gördüğüm ve hikayesiyle de beni benden alan tablonun ilham kaynağı ise "hamsi"!  Evet bildiğiniz derya kuzuları... Hikayeyi çıkış noktasından itibaren fotoğraflarla anlatmak istiyorum. Çünkü şu noktada kelimeler kifayetsiz.

İşte o şanslı hamsiler... Her hamsi bir gün kılçık olacaktır ama bu hamsiler biraz daha fazlası olmuşlar...
Hamsilerin sonraki durağı çini mürekkebi bir çalışma ile Taksim sanat Galerisi olmuş...
Şu an dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış olan hamsiler, Paris ve Münih başta olmak üzere birçok sanatseverin sevdiği mekanları süslüyor...

Ve derya kuzularının son halleri işte aynen böyle... Dünyanın en şanslı hamsilerinin Karadeniz'li bir ressama ilham vermesiyle gözlerim bayram etmiş mi, etmemiş mi siz karar verin...

 
Haftasonu yaptığım ilham dolu atraksiyonumun detaylarına kaldığım yerden devam edeceğim... Herkese ilham dolu günler dilerim...

Bu arada; Bilgehan Atalay'a hamsi hikayesini çekerken yardım ettiği için, Zor Müşteri'ye de teknik desteğinden dolayı teşekkürler... 

Tuesday, 18 August 2009

The September Issue is on the road!

Tüm yaz boyunca moda dergileri, moda aşkımıza incecik fasikülcüklerle zorla oruç tutturdu... Ama "time is over"... İşte Ağustos'un da sonuna geldik... Ve Eylül bunca zamanlık açlığımızı mükellef bir içerikle yatıştıracağa benziyor.

Şöyle ki; moda dergileri birazcık daha kalınlaşacak... Reklamları bile ağzımızın suyu aka aka okuduğumuz için -en azından ben öyleyim- bu gelişme yüreklerimize su serpecek...

Ve asıl bomba; şeytana bile pabuç olarak Prada giydiren güzide Vogue editörü Anna Wintour ve saz arkadaşlarının Eylül sayısını nasıl hazırladıklarına dair bir belgesel çekildi... Ve o da çok yakında vizyona girecek...

Şeytan Marka Giyer (Dewil Wears Prada) filminde asistanlara kök söktüren gıcık bir patron olarak karşımıza çıkan Wintour'u-en azından benim aklımda öyle kalmış-, bu sefer kendisi performansıyla izleyeceğiz...

Kısa boyu ve küt kesilmiş saçlarıyla her ne kadar bana daha yumuşak bir kadını anımsatsa da, dergi kapağının fontlarına "bu ne, bunu körlere mi okutacaksınız" gibi uyuz mu uyuz yorumlar yaparak hakikaten ekibinin canına okuyormuş... Ama birçoklarının ağzının suyunu akıtarak yirmi küsür yıldır sürdürdüğü kraliçeliğin de sert bir maskeye ihtiyacı olabilir tabi...


Her neyse, bu kadar reklamının yapılacağı ve sanal alemde bile meraklı bir güruh edinen Vogue Eylül sayısı görebileceğimiz en kalın moda dergilerinden biri olacak... Tanıtım filminde şöyle bir laf geçiyor; if fashion is religion, this is bible (eğer moda dinse, bu da kutsal kitabı!)...


The September Issue - Funny videos are here

Hadi bakalım, geri saymaya başlıyoruuuz... Şimdilik avunabilmek için de minik bir iftariye... Buyrun

Bu arada, Vogue Türkiye de Eylül de mi yayınlanacak? Bir de genel yayın yönetmeni kim olmuş, bilen var mı?

Friday, 7 August 2009

Coco before Chanel... Merakla bekleniyor!

Moda dünyasına adını altın harflerle yazdıran Chanel'in hayat hikayesi de en az tasarımları kadar ilgi çekici...

Daha önce kendisinin hayat hikayesini araştırmış, hatta bir yerde yayınlatma fırsatı bulmuştum. O araştırmalardan aklımda kalanlarla şunları söyleyebilirim: Gabriel (yani Chanel) annesini veremden kaybedip babası iki kardeşi ile kendisini terkettiğinde yetimhanemsi bir yerde kalmıştır ve orada Chanel'e "Coco" demişlerdir.

O yıllarda rahibeler için birşeyler diken Coco, daha sonra şapkalar tasarlamış... Ve hikayenin devamını benim de merakla beklediğim "Coco before Chanel"de izleyeceğiz...


COCO BEFORE CHANEL: Movie Trailer - Click here for this week’s top video clips

Filmin tanıtımını yukarda bulabilirsiniz... Daha fazlasını merak edenler, buyrun

Wednesday, 5 August 2009

Ta tata taaaa... Dongggg... Başlıyoooorrr....

Moda sanattır diye bir genelleme yapamasak bile, moda ve sanatın birçok noktada örtüştüğü bir gerçek.

Fotoğraf, resim, çizim, tasarım vesaire gibi modayı besleyen birçok unsur bu iki konseptin birbirine yakınlaşmasını hatta bütünleşmesini sağlar...

Moda derken aslında "fast food"un mideler dolduğunda tüketmeye devam etmeyi sağlayan, tek yıkamada yamulup kalan "fast fashion" konseptini kastetmek istemiyorum...

Ama o tip şeylerin de her sabah evden çıkmadan önce "ne giysem" konulu sinir krizlerine ufak çaplı ilaç olduğu da yadsınamaz...

Her neyse, "modayla ilgileniyorum" diyen kişinin baştan aşağı süzüldüğü ve ikoncan kılıklı bir görüntüsü yoksa aşağılayıcı bakışlara maruz kaldığı ortamlara son zamanlarda sık sık rastlıyorum...

Ve, modanın tasarım ve hakikaten sanatsallıkla ilgisi olan tarafıyla ilgilenen biri olarak, geçirdiğim derin "ne yapsam??" krizlerinden sonra işte burdayım... Belki de ikoncan olmadan da modayla nasıl ilgilenebildiğimi kendime göstermek için!

Portal yapmak için çok debelendim... Yapmak istediğim şeyleri sadece blog yazarak yapabilmek mümkün görünmüyordu... Hala da görünmüyor... İnternetin derya deniz ortamında bir damla olmak, yapmak istenenlerle kıyaslandığında hiçbir şekilde yeterli görünmüyor...

Ama iç konuşmalarımın artık kafamdan taştığı noktada, sırf şu içimdeki ne yapacağını bilmez küçük cadıyı susturmak için yazmaya karar verdim...

Kimsenin okumaması seçeneğini içime sindirerek ve google searchlerine takılmayacak kadar köşede kalabilecek olma durumunun hiçbirşey yapmadan durmaktan daha az ezik olduğu gerçeğini kabul ederek başlıyorum...

Yes. Modanın (not fast fashion) sanatla buluşabildiği ve benim bunu yakalayabildiğim her ne varsa buraya yazmayı planlıyorum...

En azından az önce bahsi geçen minik cadı susana kadar...
Related Posts with Thumbnails

Popular Posts