Showing posts with label Sandra Backlund. Show all posts
Showing posts with label Sandra Backlund. Show all posts

Wednesday, 10 November 2010

Sandra yine kalbimi çaldı... Ruhumu beslemem için bana ipliklerden mama yaptı!

Hayatta benim için bazı insanlar vardır, ne dese, ne yapsa, ne yazsa, ne çizse, ne tasarlasa ilgimi çeker... Mesela Pınar Kür ve Murathan Mungan ne yazsa okurum, hayatımda tanıdığım en karizmatik insanlardan Aslı Deniz Helvacıoğlu ne anlatsa dinlerim, İlhami Atalay ve Elif Nurşad ne çizse, ne renkle hikayeler anlatsa tablolarında alırım göz banyomu, Alejandro González Iñárritu ne film çekse izlerim... Bu listem aslına bakılırsa biraz kalabalık çünkü ruhumu çok çeşitli ve çok zengin kaynaklardan beslemek benim için bir alışkanlık. Annemin sürekli canı sıkılan kızı olmamın özünde de aslında bu beslenme alışkanlığı yatıyor. Ruhumu beslemezsem bedenim de aç kalıyor sanki... Son zamanlarda -takip edenler bilir- yeni bir besin kaynağı da buldum! Sandra Backlund... Kendimi örgüler arasında kaybetme isteğimi tetikleyen ve bana ilham veren örgü tasarımcısı. 2011 koleksiyonunu görücüye çıkarmış. Ben bu parçalara bayıldım...





Tuesday, 21 September 2010

Gözlere bayram ettiren örgüler...

İlham konusu maalesef biraz karmaşık bir konu… Örneğin, kopyalayan kişi kopyaladığı şeyden ilham olmuş olmaz, patates baskısı gibi gayet kopyalamış olur. Hani minik bir detay görüp beğenip bunun üzerine “beyninizde çakan ışık”la yeni şeyler üretmeniz daha ilham konseptinde yer alırken, anneannelerin birbirinden model alıp yaptıkları şeyler gayet kopyadır.

Anneannelerin yaptıklarını anlıyoruz, kadıncağız torunlarına bir şeyler örecektir, modelini alır örer. Ancak en anlamadığım nokta, bir tasarımcının kopyalama yöntemiyle çalışmasıdır, çünkü bunun kendini sokmuş bir akrebin, kendini bile öldüremeyen güçsüzlükteki zehriyle sonsuza kadar dönüp durmasından farkı yoktur.

Ayrıca Mango, Zara hatta H&M gibi podyum trendlerini raflara taşıyıp tasarımları halka ucuza ulaştıran bir stratejiden yola çıkan marka, müşterinin iyi niyetli anneannesi gibi görülürken, bir tasarımcı “kopyacı” damgasını yer. E tasarımcı dediğin zaten trendlere yön vermesi beklenen kişidir. Bir tasarımcı farklı bir şey tasarlasın da biz de üretelim diye bekleşen kalabalık bir güruh olduğu da zaten aşikar. Fakat ne gariptir ki –aslında hak da veriyorum bir taraftan- maalesef tasarımcılar kopyalamaktan ve kopyacı damgası yemekten çok kopyalanmaktan korkuyorlar. “Biz tasarlayalım başkası üretsin, işin kaymağını kopyalayan yesin, oh ne ala!” demekle haklılar ancak, tasarımlarını kimin görse tanıdığı stiliyle marka olmuş tasarımcılarda bu korkunun çok fazla olmadığını da görüyorum. En azından çalışmalarına çok yansımıyor. Mesela Mark Fast, ne yapsa belli ki Mark Fast’tir. Bu durumunda kendini tekrarlama riski var, o ayrı bir konu. Ama yiğidin malı meydanda işte.

Neyse, ben hepsi birbirinden ağız sulandıran aşağıdaki örgü tasarımlarını görünce gözlerim resmen bayram etti. E nasıl etmesin, öyle şeyler tasarlamışlar ki, kopyalanamaz ancak ilham alınır! Bir teyzeye gidip şundan birin örmesini istesen teyze bunu örmez, çünkü bilir ki olduğu gibi örerse, giyecek bir torun bulamaz. Belki biraz ileri gidip sanat için sanat konusunu bile kurcalatabilir bu konu. Neyse, işte beni mest eden örgüler… Gözlerim bayram etti, haksız mıyım?

Yukarıdakilerin tümü: Sandra Backlund
Mark Fast (siyah elbise) ve Johan Ku
Bu muhteşem örgülerin tasarımcıları: Johan Ku, Mark Fast, Aran Baik ve Sandra Backlund.
 
Hepsine saygılar ve kucak dolusu sevgiler...
Related Posts with Thumbnails

Popular Posts