Friday, 13 August 2010

İtalyan stili bir gelin nasıl olur derseniz...

"Stil" kelimesi en çok "İtalyan"la bir arada kullanıldığında dikkatimi çekiyor. Evet benim muhteşem ikilim; İtalyan Stili... Gayet net, özgür ve rafine... Ayrıca kesinlikle zevkli ve sade. İtalyan ayakkabılarına, el yapımı çiçek sabunlarına, deriden yapılmış herşeylerine bayılıyorum... Yoksa neden çamaşır çekmecesi yerine yastığımın altında tutayım ki kalıp kalıp sabunları... Ya da ayakkabılarımı durup dururken öpmek isteyeyim... Seviyorum işte.

Bu sevgiyi geçen ayki Milano maceramla iyice perçinlemişken, bir de yenisini ekleyip geldim. Gelinlikler!

Önceklikle Penelope & Roberta!
Fashion Styling dersi kapsamında Brescia'ya Penelope mağazalarını görmeye gittik. Okulda görüp kendisini Vivienne Westwood sandığımız Roberta Valentini -sizce de benzemiyor mu?- Peneople mağazalarının fikir mimarı, kurucusu, herşeyi... Hani karizmasıyla yeri yerinden oynatan kadınlar vardır ya, hem onlardan, hem de acayip stil sahibi bir kadın... Ayrıca yaptığı iş ve güçlü kimliğiyle de kesinlikle şimdiye kadar kendi kendime tarif ettiğim ancak "işte budur" diyemediğim role-modelimin de boşluğunu doldurmuş oldu.

Ayrıca, eğer bir tasarımcı olsaydım (acaba birazcık sayılır mıyım? neyse bunu da yakında yazarım, siz karar verin.), yaptıklarımı beğenmesini isteyeceklerim listesinde herhalde kendisi ilk sırada yer alırdı. Hatta belki bunu da dileklerim listesine eklemeliyim!

Gelinliklere gelince; PenelopeSposa
Öncelikle şunu belirteyim, kendini-gelinlikler-içinde-hayal-etme-treninden ineli çok oldu. Dolayısıyla bu konuda kesinlikle bir algıda seçicilik durumum yok. Zaten bu yaz sürekli şehir dışında olduğumdan neredeyse tüm düğünleri de kaçırdım. Gördüğü gelinliğe bakma gibi bir alışkanlığım da oluşmadı... Neyse...

Ama tüm bunları silip, yıllardır aradığım şeyi bulmuşçasına heyecanlandırdı beni bu gelinlikler...

E tabi bunda ambiansın da büyük rolü var. Örneğin aşağıdaki fotoğraftaki ceket, el yapımı ve dokunmak kesinlikle yasak. Yerdeki halı da aynen öyle. Gelinlikleri ayrı ayrı bölümlerde muhafaza edip gösteriyorlar. Ayrıca mağazaya-buraya tam olarak mağaza diyemeyiz aslında- girmek için aylar öncesinden randevu almanız gerekiyor. Gittiğinizde de başka gelinlerle filan karşılaşma durumunuz olmuyor.


İtalyan stili bir gelin olmak istiyorum derseniz:

* Sade bir gelinlik seçmelisiniz.
* Rahat olsun diye gelinliğin altına spor ayakkabı filan giymesi kesinlikle unutun.
* Gelinlik illaki karbeyaz olacak diye düşünmeyin, zihninizi renk konusunda biraz daha açın.
* Duvak takıntınız yoksa kesinlikle saçınıza başka bir aksesuar takın.

Örneğin yukarıdaki gelin düğüne aynen bu şekilde gidecek... Sadece saç aksesuarı eksik burada. 
 
Gelin ayakkabısı deyince illaki saten kaplı beyaz topuklu ayakkabıları düşünmemek gerek. Ben buna "işte budur" demekten kendimi alamıyorum.
Bu da bir vintage gelinlik örneği... Renge dikkatinizi çekmek isterim.

Duvak için alternatif olarak kullanılan aksesuarlardan biriydi bu da...

Monday, 9 August 2010

Istanbul Fashion Week için dileklerim kabul oldu!


Geçtiğimiz moda haftasında Yaprak Aras Şahinbaş moda haftasıyla ilgili yorumlarımızı iletmemizi istediğinde Aslı Filinta ve Bora Aksu gibi isimleri de moda haftasında ağırlamanın moda haftası açısından pozitif olacağını söylemiştim.

Bkz: "Türk moda bloglarına sorduk" Sabah

O sıralarda basın, Meg Ryan'ın panikatak/klostrofobi kriziyle çadırı parçaladığına odaklanmıştı ve birçok kişi moda haftasından haberdar bile değildi... Anladığım kadarıyla zaten yurt içindeki vatandaşın ilgisini çekmek yerine, yurt dışındaki basının ilgisini çekmek amaçlanıyordu. Gayet tahmin & kabul edilebilir bir strateji aslında ama ünlü seçimi tuhaftı. Ununu elemiş, eleğini asmış Meg Ryan'ın panik atağı da olmasa eminim basında yer alacağı filan yoktu. Neyse...

"Dileklerim kabul oldu" kısmına gelince...

IFW'nin ilk gününde Bora Aksu koleksiyonu podyumlarda olacak. Hangi koleksiyonuyla yer alacağını bilmemekle birlikte umarım retrospektif bir defile yerine yepyeni bir koleksiyon sergiler. Bora Aksu'nun London Moda Haftası için verdiği ropörtajlardan birinde söylediğine göre, kendisi defileye hazırlanırken en çok spesifik kızlar seçmeye odaklanıyormuş. Bakalım IFW'de de buna dikkat edecek mi?

Ayrıca moda haftasına Sex And The City'nin stilisti Patricia Field gelecekmiş. SATC2'nin aldığı eleştirilere bakarsak aslında bunun da birazcık modası geçmiş bir seçim olduğunu düşünebiliriz, ama olsun. Kesinlikle Meg Ryan'dan daha uygun. Patricia Filed'ı da yakından görenlerin çok şaşırdıklarını duymuştum, bakalım bizi de şaşırtacak mı? NE anlamda olduğunu görünce konuşuruz.

Thursday, 5 August 2010

"Moda Sanattır..." 1 yaşında :)

Bir yıl önce bugün "içimdeki susmak bilmeyen minik cadı"yı artık rahat bırakıp özgürce konuşmasına izin vereceğimi yazdığımda doğdu blogum...


Gün oldu içimden geldiği gibi yazdım, gün oldu kafamın içinde tüm düşüncelerimi birbirleriyle konuşurken buldum, sonra bunları yazmışım gibi yazmadan geçtim... Yazdım, geri sildim filan falan. Ve işte bir yıl geride kaldı...

Bugün bundan sonra neler yapacağımla ilgili düşüncelerim -neyseki sonunda- bir yıl öncekinden daha net... Bir kısmının yine kafamın içinde dönüp dururken olgunlaşacak bir monolog olacağını öngörecek kadar da gerçekçiyim bu sefer. Aslında bu, yemeğin en güzel kısmını sona saklamak gibi... Aklımda o kadar güzel duruyor ki bazı şeyler, hep orada olduklarını bilip mutlu olmak istiyorum.

Neyse, uzun lafın kısası, su gibi akıp geçen bir yılın ardından, gerçekten içimden gelerek yaptığım birşeylere sahip olmanın mutluluğu, huzuru ve bunları çoğaltma isteğiyle blogcuğumun doğumgünü mumunu üflemeye gidiyorum ve önümüzdeki bir yıl için hazırladığım dileklerimi iletmeyi de unutmuyorum...

Wednesday, 28 July 2010

Fashion styling projesinde fotoğrafçıyken...

Son yazılarımda Milano'da keşfettiklerimi paylaşıp duruyorum... Fashion Styling eğitimi için gittim Milano'ya... Domus Academy'de aldığım evlere şenlik eğitimin bir de projesi vardı. Manken, mekan, kıyafetleri bir temaya göre seçip moda çekimi yaptık her birimiz... E tabi bazı aksaklıklar olunca mankenler stilistler birbirine karıştı... Şöyle ki, aşağıda gördüğünüz fotoğrafları ben çektim, stilistliği ve modelliği -model çekime gelemeyince-  ise Nicole yaptı... Yani proje Nicole'un projesi... Benim projemi de yakında göreceksiniz...





Styling: Nicole
Fotoğraflar: Pınar
Tema: 40'lar

Tuesday, 20 July 2010

10 Corso Como'da window shopping, shelf shopping...

E mekan 10 Corso Como olunca, öyle indirim döneminde Mango'da alışveriş yapar gibi her gördüğünü almak mümkün değil... Amaaa söz konusu olan şey sadece alışveriş yapmak değil, en güncel moda tasarımları -ki bu hem moda tasarımı hem de mağaza tasarımı konusunda- görmek, en güzel sanat ve moda kitaplarını karıştırmaksa dünyada sayılı yerlerden biri 10 Corso Como. Şöyle ki, hakikaten bir ara gördüğüm aksesuarlar karşısında mutluluktan ve şaşkınlıktan oturup ağlamak istedim... Tabi onların detaylı fotoğraflarını o kadarına iznim olmadığı için paylaşamıyorum ama paylaşabildiklerim aynen şöyle:
10 Corso Como'daki window shoppingim burada sona ermekle birlikte, via Corso Como'daki iş çıkışı şıklarını da görmek isteyenler şöyle buyurabilirler

Friday, 9 July 2010

Bu dükkan resmen vintage müzesi...

Dükkan dediğime bakmayın, eski bir İtalyan binası burası. İçeri girince geniş bir avlu karşılıyor önce, sonra da buranın kurucusu bay Franco Jacassi. 1920'lerden 90'lara birçok parçaya ev sahipliği yapan stüdyoda en sevdiğiniz tasarımcılardan parçalar bulmak mümkün... Ve tabii dergiler ve orjinal çizimler... Ben en çok şapkaları, çizimleri ve 50'lerden kalma etekleri sevdim.

Missoni gibi ünlü tasarımcıların yakın arkadaşlarından Franco Jacassi sadece İtalya'nın değil, dünyanın da en geniş vintage koleksiyonlarından birine sahip. Her yıl moda haftalarında sergiler açıyormuş, ayrıca kıyafetleri moda çekimleri için de kiralıyor.

 Bu işi daha hiçkimse yapmıyorken yapmaya nasıl karar verdiğini sorduğumda "çünkü deliyim" dedi... İyi ki dünyada böyle deliler var! Umarım bu delilik bize de bulaşır...

Wednesday, 7 July 2010

Milano maceram başladı! Mamma Mia, è bello...



Heyecanla beklediğim Milano maceram başladı. Fashion Styling öğrenmek için geldim ve sanırım geldiğime değdi. Aslında dersler başladı ama ben Pazar günkü Como maceramla başlamak istiyorum. Ters Y şeklindeki gölün Como şehrinin olduğu kısımda dolaştım çoğunlukla...

Aklımda kalanlara gelirsek:
* Dondurma harikaydı: Üstteki kolajdakine benzer tattaki dondurmadan İstiklal Caddesindeki "Cremerio Milano"da bulabilirsiniz. Kesinlikle tavsiye ederim
* Farklı tasarımların satıldığı butikler kesinlikle görülmeli
* Her şehrin kendi Duomo'su ziyaret edilebilir
* Como'ya fünikülerle tepeden bakılmalı
* Sokaklar ve sokak aralarındaki minik butikler gezilmeli
* Yetişecek durumdaysanız Rubens sergisi de kesinlikle görülmeli
* Gölde bot turu! Vaktinize göre kısa ya da uzun turlar atabilirsiniz.

Como'ya trenle Milano'dan 1 saatte gidiliyor. 1 saat sonunda gerçekten cennetten bir parçaya ulaşıyorsunuz.
İşte fotoğraflar...



Yukardaki ev Alfred Hitchkok'un korku filmlerini çektiği evmiş.


Sonraki yazımda dünyanın en özel vintage mağazasından bahsedeceğim ki, aslında müze desem yeridir.
Ve tabi diğer keşiflerim gelecek... Ciao
Related Posts with Thumbnails

Popular Posts