100 yıldır modada neler geldi, neler geçti... Bu kış, 40'lar, 60'lar, 70'ler bir aradalar... İşte ilham postası... Üstelik danslarıyla beraber...
Sunday, 25 September 2011
Tuesday, 6 September 2011
I love cats!
Stella McCartney elbisenin daha iyi kullanıldığı bir editöryal şu ana kadar görmedim. en iyisi bu. Birkaç trendi bir arada vermişler; puantiyeler, deri aksesuarlar ve dantel. Ayrıca hem bu kadar kadınsı hem de bu kadar güçlü oluşu beni benden aldı! Üstelik kedili, owww. Bayılırım kedilere. Uff. Yani bu fotoğraf için ne desem az. Ba-yıl-dım!
Monday, 5 September 2011
Ve eylül'e ilham gerek... Sonbahar Kış İlkbahar Yaz ve Sonbahar...
Kim Ki-duk! En sevdiğim filmlerden birinin yönetmeni... Sevdiğim filmi, İlkbahar Yaz Sonbahar Kış ve İlkbahar... Sakin ama dolu bir film... Ölmeden önce izlenmesi gereken ilk 100 film arasonda kesinlikle yer alır. En azından benim için... Sonbahar öyle kapıları kırarcasına gelmedi, gelmesin de zaten ama Eylül deyince zihnimdeki ağaçların yaprakları sararıveriyor işte... Her ne kadar yazı sevsem de seviniyorum sonbaharın gelişine... Harala gürele peşinde olsam da sakinliği sevdiğim gibi belki... Neyse.
Sonbahar yeni kolesiyonlarıyla modanın bana göre yeniden doğduğu mevsim... Başka hiçbir mevsimin koleksiyonları bu kadar heyecanlı değil bana göre... Giyinme mevsimi başlıyor sonbahar gelince... hiçbir kıyafet güneşin izini tenimize kazımıyor... Aslında "yeni sezon" konulu birşey yazacak olsam kesinlikle kürkleri es geçmezdim ama neyse...
Bu sonbahar illakiler listesine ben dökümlü bir parça ve illaki yukarıda bahsettiğim filmi alıyorum. Önerilere açığım ;)
Monday, 15 August 2011
Yeni bebeğim... Lady in red...
Hayat sahip oldukça değerini yitiren şeylerle dolu... Neye sahip olsak sanki anlamını kaybediyor... O yüzden tükettikçe tüketiyoruz... Alırken ayılıp bayıldığımız elbiseler çabucak gözümüzden düşüveriyor, aklımız alınacak başka şeylere kayıyor hemen. Hayatımızdaki yeri sabitlenen ve kaybetmekten korkmadığımız ne varsa, anlamsızlaşıyor işte... Belki bu yüzden istediğimiz hemen hemen her şeyin sahibi olabildiğimiz dönemde deneyimler daha önemli... Sonuçtan çok süreç! Belki bu yüzden alışveriş yapmak güzel... Para hala cepteyken bütün dükkanlar bizim...
Ben birkaç yıl önce deliler gibi alışveriş yaparken farkettim ki, aslında açım. Ve o açlığı geçirecek şeyler kesinlikle elbiseler değil. -Ayakkabıları bambaşka bir yere koyuyorum o ayrı...- Deli gibi alırken bir baktım ki, evde aldıklarımı koyacak yer kalmamış... Tam o dönemde tekrar resim yapmaya başladım işte... Ve aslında ihtiyacımın tüketmek değil üretmek olduğunu anladım...
Neyse, bu kadar laf kalabalığından sonra son yaptığım son karalamayı paylaşayım... Resimler de elbiseler gibi eskiyor... Baktıkça ama. O yüzden çok bakamadan diğer karalamama geçeyim ben...
Monday, 1 August 2011
90'lardan bir fotoğrafçı keşfi...
Doksanlardan dediysem, yanlış anlaşılmasın. Can Büyükkalkan 90 küsür doğumlu... Ve yıllardır fotoğraf çekiyormuş. Mailbox'uma düşen onlarca basın bülteni arasından sıyrılıveren Can'ın işlerini sizinle de paylaşmak istedim. Tasarımcı arkadaşları için çektiği fotoğrafları siz de görün. Bence bu çocuk gelecek vaadediyor, ya sizce?
Bu arada, "ben de keşfedilmeyi bekleyen bir yeteneğim!" diyenler ya da arkadaşının keşfedilmesi gerektiğini düşünenler bana mail atabilir. Onların/sizin de estetik ve ucu sanat ve modaya dokunan işlerinin keşfedilmesi hoş olmaz mı, ne dersiniz?
Saturday, 30 July 2011
Hairmafia: Ahmet'le karşılaşma aka. "ben kimim!"
Bence büyüdüğünüzde saçınızın nasıl olacağına karar verirken çocuklukta başınıza gelenler çok etkili... Sapsarı uzun saçlı bir kız kardeşiniz varsa örneğin, ve annenizin sadece bir kafayla ilgilenecek vakti varsa kahverengi saçlarınız kısa olmak zorundadır. I am sorry! Benim de o kalın kahve saçlarımın başına gelen buydu... Yıllarca kısacık saçlarla dolaştım... Elif'in saçları ikimize de yetti...
Sonra bir ara, orta okuldayken, uzun saçların illaki bağlı olmak zorunda olduğu yıllarda, okul müdürünün saçlarla uğraşmasına anlam veremeyerek - e nihayetinde saçtı bu, bir okul müdürü için hayat memat meselesi olmamalıydı- saçlarımı uzatıp salıverirdim, her defasında koridorun bir ucunda müdür yardımcılarıyla karşılaşacağımı bile bile... Sonra başka şeylerimi değiştiremeyeceğimi kavradığım zamanlarda, gücüm hep o belime kadar uzanan saçlarıma yetti.. Annemin karşısına elimde makasla dikilip, kaç defa "annnneeee... şunları ya sen kes ya ben keseceğim" dediğimi bilirim... Teenager işte... Ama annem hiç bir seferinde geri çevirmedi beni, kesti. Bu sefer de belki saçlar önemliydi, ama önemli değildi işte... Hayatta eşzamanlılıkla karşılaşmak sadece budist eğilimli kitaplarda mı mümkündü acaba... O zaman da bunu sorgulamaya başladım!
Yıllar geçti ama benim uzamaktan bıkmayan saçlarım başıma iş açmaya hep devam etti, ya da ben onunla uğraşmaya devam ettim... Full mühendis ve hayatı siyah ve beyaz olarak algılamasıyla ünlü zeka küpü insanlarla dolu bir iş ortamında saçlarımın dağınık veya toplu, uzun veya kısa olmasının bir önemi yoktu. Aylar boyunca - dile kolay 47 ay!- sabahın karanlığında uyanıp servise yetişmek için koşmaya çalışırken mesela... Sanki saçlarım hayatın karmaşasının bir parçasıydı, şekli ve şemali de buna dahil.
Sonra her şey gibi o günler de bitti ve Semi-Celebrity bir manager ve üstelik ilk kadın! müdürümle çalışmaya başladım. Sektör: moda... Hem de hani o tüm dünyanın ayılıp bayıldığı markalar içinde iş yapılan, e haliyle snob ve burnu havada bir iş ortamı ve zeka küpü olmanın beş para etmediği bambaşka bir yerde buldum kendimi... Aynalar eskisinden daha fazla anlam kazandı... Pembe incili kaftanı dolaptan indirme zamanıydı artık ama bünyem... Birden bire 180 derece değişen değerler ve şekil şemalle overdoze olmuş bünyem!
Her neyse... Saçlarım yine değişmeliydi... Ve kendimi Hairmafia Ahmet'le burun buruna buldum... Hani normalde kuaförler kısa mı uzun mu, nasıl olsun, kakül olsun mu gibi sorular sorar ama kafalarına göre keserler ya, Ahmet onlardan değil! Karşımda tarzına rock mı desem, gotik mi yoksa avangart mı, bir türlü karar veremediğim dövmeli, enteresan bir adam ve bana saçımın şeklini nasıl istediğimi değil, kim olduğumu soruyor. Kim! Kimsin sen diyor, bir günün nasıl geçer, neler yaparsın... Senin kim olduğunu bilmeden nasıl bir saç istediğini bilmemin hiçbir önemi yok diyor... Ve sanırım hayatım boyunca saçlarım ilk kez kim olduğumla paralel bir önem kazanıyor... Ahmet'in saçlarıma neler yaptığını da bu yüzden kendime saklıyorum. Kendiyle yüzleşmeye hazır olan herkesin Ahmet'le bir kez karşılaşması lazım. Ama hazırlıklı gitmeyin. Bilinçaltının bir saç telindeki korku dolu bekleyişi veya içinizdeki delinin üstüne giydirdiğiniz gömleği yırtarak saçlarınızda yeniden hayat bulmasına şahit olun...
Hairmafia: http://www.hairmafia.org/
Not: Bu bir reklam değildir, zaten Ahmet'in yazdıklarımdan haberi de yok, şimdilik...
Pi.
Thursday, 14 July 2011
Renklerden yapılmış rüyalar... Sara Blake
Tatil tatil diye tuttururken sonunda küçük de olsa bir tatilcik yapabildim... Şimdi sıra resim aşkımla ilgilenmeye geldi... Dünyada para kazanmak diye birşey olmasa kendimi resim yapmaya adardım... Şimdi kırk yılda bir elime aldığım boyalar ve hayatıma dahil ettiğim ressamlar var, kimileri bundan haberli, kimileri habersiz...
Tesadüfen bulduğun illüstrasyonları paylaşmak istedim, Sara Blake çizmiş... Beğendiniz mi?
Subscribe to:
Posts (Atom)
Popular Posts
-
Galata Moda'yı yağmur dolayısıyla yüksek tavanlı dükkanlarında ağırlayan Serdar-ı Ekrem Sokak, öğleden sonra yağmura rağmen çok kalabalı...
-
Aylardır beklediğim The Great Gatsby sonunda vizyonda! Gecikmeli olarak vizyonda olması beklentilerimi artırmıştı tabi ki ama şunu da itir...
-
Yeni yıla girmek neden heyecanlandırır insanı... Yaşanacak koskoca bir yıl! İçinde henüz gelmemiş iki bahar, açacak çiçekler, hem de ...
-
"Stil" kelimesi en çok "İtalyan"la bir arada kullanıldığında dikkatimi çekiyor. Evet benim muhteşem ikilim; İtalyan Stil...
-
Dün Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümüydü... Yıllar önce Radyo Boğaziçi'nin online dergisinde yayınlanan yazımı Cemal Süreya anısına b...
-
Ofisteki kahve molalarını internetten alışveriş yaparak geçiren biiiiir sürü arkadaşım var. Malum online alışveriş cennetlerine gümbür gümb...