Monday, 24 May 2010

Ofisteki şıklar için yeni bir blog! Chic @ Office...

Uzun zamandır aklımda olan yeni blogum artık ekranlarınızda! Ofisteki birbirinden şık, birbirinden stil sahibi arkadaşlarımın her gün ofise ne kadar şık geldiklerini cümle alem görecek artık... Arkadaşlarımın hepsine tek tek teşekkür etmek isterim destekleri için...

Chic @ Office'e gelince... Üstüne çok fazla konuşmak istemiyorum... Bizim olduğunu düşündüğümüz herşeyle ilgili planlarımız olduğu gibi benim de bazı planlarım var tabi. Bakalım neler olacak...

Şık arkadaşlarımdan birkaçı :)


İyi seyirler :)

Tuesday, 11 May 2010

İlham depolamaya devam...

Rengarenk başlayıp aynı renklilikte devam eden günümden birkaç kare daha paylaşmak isterim... Aşağıdaki resim geçen yazımda bahsettiğim hamsilerin bulunduğu koleksiyondan bir parça.. Hatta son parça, hala şövalede taze taze boyaların kurumasını bekliyor. Burada palete de dikkat ederseniz, bir gök kuşağı göreceksiniz...
Atölyenin insanın içine işleyen atmosferi...
Yine koleksiyondan birkaç parça...
Atölyenin bahçesinin iç duvarı, burası aynı zamanda Osmanlı döneminden kalma bir hamam.
Hamsilerden farklı bir kesit... Kartpostalda.
Bu da benim çalışma masam... Suluboyalarım, eskiz defterim ve diğer dağınıklıklarım...
Çok seviyorum bu resim olayını... Ama resim yapmak rahatlatır vesaire diye ahkam kesemeyeceğim. İnsanın beklentisine göre resim yapmak da bazen gerilimli bir aksiyon olabiliyor. Özellikle de yüzlerce muhteşem tablonun arasında hala cinalivari resimler yapıyorsanız ve karşılaştırma gafletindeyseniz..

Atölyeyi Sultanahmet tarafına yolunuz düşerse gidin görün derim. İlhami Atalay'dan da hep kulağıma küpe olan bir şey paylaşmak isterim...

"Resim de hayat gibidir, estetik birşeyler yapmak istiyorsan çizdiğin şeyler sadece yuvarlak da olsa farklı boyutlarda, farklı renklerde olmalı... Nasıl her gününü aynı yaşarsan hayatın monotonlaşır ve sıkılırsın, resimde de aynen böyle."

Hayatta hep renkli, ritmik, harmonik ve monotonluktan uzak durabilsek keşke... Aynen  Ressam İlhami Atalay'ın tuvallerindeki gibi...
DDBJ83X6DE7Y

Monday, 10 May 2010

Uyyy hamsii, ne oldi saa boyle!

Haftasonu resim hocam İlhami Atalay'ın atölyesine gittim. Uzun bir aradan sonra tükenen ilham depolarımı yeniden şarj etmek, yeni suluboya denemeleri yapmak ve hocamı görmek için... İnsanın bir kere tanıyınca hayatında hakikaten yer eden, vizyonunu değiştiren, hassas ve inanılmaz yaratıcı bir insandır İlhami Atalay... Doğaldır bir kere, ama her zaman ulaşılabilir değildir. Onu yıllardır tanıyan insanların bile tam olarak tanıyabildiklerinden inanın emin olamıyorum... Bana insanın derin bir varlık olduğu hatırlattığı için minnettarım kendisine...

Neyse, gittiğimde galeride kendisi yoktu. Fakat bir sergi için hazırladığı yeni koleksiyonu galerideydi, tek kelimeyle bü-yü-len-dim! Ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız...

Koleksiyonun ilk parçalarından birinin kübist ve dinamist bir noktadan çıktığını biliyordum. Hatta kolaj olarak yapılan eskizinde bol bol futbolcu gördüğümü çok net hatırlıyorum. Sonradan bu futbolcular renkli camlardan yansıyan birer pırıltıya dönüştüler o ayrı.

Haftasonu gördüğüm ve hikayesiyle de beni benden alan tablonun ilham kaynağı ise "hamsi"!  Evet bildiğiniz derya kuzuları... Hikayeyi çıkış noktasından itibaren fotoğraflarla anlatmak istiyorum. Çünkü şu noktada kelimeler kifayetsiz.

İşte o şanslı hamsiler... Her hamsi bir gün kılçık olacaktır ama bu hamsiler biraz daha fazlası olmuşlar...
Hamsilerin sonraki durağı çini mürekkebi bir çalışma ile Taksim sanat Galerisi olmuş...
Şu an dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış olan hamsiler, Paris ve Münih başta olmak üzere birçok sanatseverin sevdiği mekanları süslüyor...

Ve derya kuzularının son halleri işte aynen böyle... Dünyanın en şanslı hamsilerinin Karadeniz'li bir ressama ilham vermesiyle gözlerim bayram etmiş mi, etmemiş mi siz karar verin...

 
Haftasonu yaptığım ilham dolu atraksiyonumun detaylarına kaldığım yerden devam edeceğim... Herkese ilham dolu günler dilerim...

Bu arada; Bilgehan Atalay'a hamsi hikayesini çekerken yardım ettiği için, Zor Müşteri'ye de teknik desteğinden dolayı teşekkürler... 

Tuesday, 4 May 2010

Alametifarikalarıyla Mayıs hoşgeldi...

Ve Mayıs geldi... Mayıs'a başka bir isim verecek olsaydık adına Afrodit diyebilirdik. Ya da Venüs... Gencecik, çıtı pıtı, narin, güzel bir ahu sanki... Ne estiğine kızabiliyor insan, ne de yağdığına... Hani aşktan paralize olma durumu vardır, Mayıs insanı aynen öyle çarpıyor... Kışlıklar raflara kalkıyor, tiril tiril etekler, uçuş uçuş şifonlar çapkın çapkın göz kırpmaya başlıyor insana... Kıpkırmızı çilekler, yemyeşil erikler...

Mayıs'ın alametifarikası say say bitmiyor...

Ben Mayıs'a tatilde girdim bir de üstüne üstlük... Yemyeşil ormanlarla, masmavi suların, Ege ve Akdeniz'in kaynaştığı yerlerde bir yerlerde... Dolayısıyla bu bombastik aya tam gaz devam etmeyi planlıyorum açıkçası...

Sırada neler var dersek...

Hıdırellez
Hızır'ın acilen gerçekleşmesini istediğim dileklerimi müjdelemesini istiyorum mesela... Sokaklara dileklerimin resmini çizmek istiyorum... Gül ağacına para asmak, Roman orkestralarının darbuka tıngırtılarında kurtlarımı sokaklara dökmek istiyorum... O gün aklıma bile gelmemiş şeylerin bir anda gelivermesini, sonra da diler dilemez oluvermesini istiyorum... Bakalım, bu seneki Hıdırellez sürprizi ne olacak!

Anneler günü
En en önce kendi anneciğimin... Bir gün değil her gün seviyoruz tabii ki... Öpüyoruz yanacıklarından... Bir bahçe dolusu sarmaşık gülüyle kutluyoruz bugünü...

Galata Moda
26 - 30 Mayıs arasında yine Galata Meydanı'nda moda ve modaseverler kaynaşması yaşanacak... Baharlık alışverişlerinizi yapmadıysanız, alternatif seçenekler bulabileceğiniz bir atraksiyon olacak bu da... Aşağıdaki fotoğraflarda da birkaç örneğini gördüğünüz ve soft renkli parçalar az çok fikir veriyor aslında... Bana göre Galata Moda atraksiyonlarının parlayan yıldızlarından Zeynep Erdoğan'ın koleksiyonu yine ilgi çekecek. Ümit Ünal'ı yine göremeyeceğiz, ama oraya kadar gitmişken Doors'a da uğranabilir... Ayrıca yeni tasarımcılar da olacakmış, bakalım neler neler göreceğiz...

İşte Mayısçığım, zatışahanelerinizi sevmek için pek çok sebebimiz var... Aman yavaş gidin, yine gelin!

Wednesday, 21 April 2010

Bir, ki, üç ve son!

Hafta sonu Puma'yla yaptığımız spor aktivitesini maviş maviş sonlandırdık... Tatil sezonunun iyice yaklaştığı şu günlerde eminim ki birçok kişi spor salonlarının yollarını aşındırmaya başlamıştır... Ben insanların sporla ya da sevdiği şeylerle uğraşarak, eğlenerek vakit geçirmelerini görmeyi seviyorum. Kesinlikle pozitif enerji yayıyorlar bu şekilde...

En tahammül edemediğim şeylerden biri mayışık mayışık oturulması... Hem sıkıcı, hem saçma, hem anlamsız geliyor... Dolayısıyla beni ve çevremdekileri oturduğu yerden kaldırıp, harekete geçiren her şeye sonsuz minnetarım... Bu bağlamda ilk bulduğum pilates topunu sevgiyle kucaklamak üzere huzurlarınızdan ayrılıyorum, esen kalın...

Tuesday, 20 April 2010

Oyuna devam! En sevdiğim spor...

Sizin en sevdiğiniz spor hangisi? Salonda mı, yoksa açık havada mı spor yapmayı seversiniz?

Hangi psikolojiye dayanarak bu oldu bilmiyorum ama ben en çok ağırlık kaldırmayı severim. Sanırım belim bükülmeden kendime güçlü olduğumu kanıtlamaya çalışıyorum. Kendimi Atlas gibi hissediyorum belki... Komik biraz ama öyle...

Bir de bisikletle gezmeyi severim. Ama düz veya yokuş aşağı olmalı gittiğim yol. Yoksa bisikleti kucaklayıp olayı tekrar ağırlık kaldırma durumuna getiriyorum ki, bu kesinlikle komik duruyor. Spor salonundaki bisiklet olayı da fena değil... Ama ayda yürüyor gibi hissetmek daha eğlenceli geliyor bana.

Akadlar Club Sporium'daki egzersizlere gelince aynen şöyle devam etti... Limon sarısı üste kesinlikle ba-yıl-dım!
Aşağıdaki hareket kolların sarkmasını önlüyor diye biliyorum.
Bileklik fonksiyonelden çok estetik, değil mi?
Bitti mi? Hayır...

Oyun başlasın!

Eveet, ısınma hareketlerinin ardından sanırım harekete hazırız...

Spor yapmanın en sevdiğim tarafı enerjik bir aksiyon olması. Özellikle masa başı bir işte çalışıyorsanız biriken enerjiniz sinir, stres, gerginlik ve yağa dönüşmeden atmanın bir yolunu bulmak gerekiyor. Ve bu enrjileri atarken kesinlikle keyif almak şart! Mesai harcar gibi spor yapmaya çalışınca alışkanlığa dönüşmesi mümkün müdür acaba?

Biz de bu halet-i ruhiyeden yola çıkarak spor yaparken eğlendik, eğlendik, eğlendik... Sanmayın ki fotoğraf çekerken spor yapıamıyor... Arkadaşımın karşısında elimde fotoğraf makinesiyle görmüş olduğunuz hareketleri aynen tekrarladım.

İşte hareketler

  • Zıpla zıpla zıpla

  • Pilates topunu kucaklıyoruz :)

  • Kaslar hem dengede, hem de gergin

  • Bir, ki, üç ve dört...

  • Son hareketler ve rahatlama...

Nerede bu kadar eğlendik? Akadlar Club Sporium
Ne giydik? Puma Fitness Koleksiyonu
Devamı geliyor :)
Related Posts with Thumbnails

Popular Posts